---
title: "Plak Tozuyla Yazılan Melodiler: Benim Kaosumdaki Ritüellerim"
description: "Bazen bir şarkıyı dinlemek, sadece kulaklarımızın algıladığı ses frekanslarını yakalamak değildir. O bazen, ruhun kendi arşivindeki tozlu bir kutuyu açıp…"
date: 2026-11-03T10:07:24Z
updated: 2026-11-03T10:07:24Z
author: "Serpil Aksoy"
site: "Bir Kadın Dinleyici Gözünden Türk Popu"
language: "tr"
tags: ["90larpop", "analogmüzik", "izmir", "serpilaksoy"]
url: "https://90larinmelodisi-368.nasilalinir.com/plak-tozuyla-yazilan-melodiler-benim-kaosumdaki-rituellerim"
---

# Plak Tozuyla Yazılan Melodiler: Benim Kaosumdaki Ritüellerim

Bazen bir şarkıyı dinlemek, sadece kulaklarımızın algıladığı ses frekanslarını yakalamak değildir. O bazen, ruhun kendi arşivindeki tozlu bir kutuyu açıp, yıllardır görmezden geldiği bir kareye takılması gibidir. Benim için müzik dinlemek, özellikle de o 90’ların derin, bazen boğuk ama hep samimi sound’unu bulduğumda, bir tür arkeoloji gezisi. Ve bu yolculukta benim en büyük kazım, o kusursuz kontrolü bırakmaktır.

Bu serideki yazılarımda hep bir tür "sistem kurma" veya "rastlantısallıkla dans etme" gibi entelektüel kavramlara dokunmuşum. Bir öğretmen olarak, her şeyin bir sebebi olmalı, bir akıl yürütmesi vardır diye bilinçaltım hep dengeyi kurmaya çalışır. Ama bazen hayatın, en güzel melodisi bile olsa, bu akademik ciddiyetle yakalanmıyor. O anlarda, mikrofonumun başına geçip ya da sadece eski bir plak çalarımın başında durup, o bilinçli kontrolü bıraktığımda gerilim düşüyor.

## Plak Çaların Dingin Uykusu

Geçenlerde, İzmir'deki küçük çalışma masamda bulunuyor olmam gerekirken, zihnimin devasa bir veri merkezi gibi çalıştığı anlar oluyor. Öğrencilerin soruları, karşıma çıkan yeni bir konseptin katmanları... Bunların hepsi çözülmeli, mantık çerçevesine oturtulmalı. Ta ki o eski, kadife tozlu plak çalara uzanana kadar.

Plak sesindeki o ilk cızırtı, o *hissedilen* uğultu... İşte benim için bu, bilgisayarın açılma sesi değil; bu, ruhun bağlantı kurmaya hazırlandığının ilk sinyalidir. Her çizik, her hafif çatlama, bir önceki dinleyişin değil, o anın bellek izidir. Ve ben o cızırtıyı dinlerken, sanki geçmişteki bütün hatalarımızla beraber gelmiş gibi hissediyorum.

Bu analog ses, dijital mükemmeliyetin ulaşamadığı o sıcaklığı sunuyor. O kusursuzluk arayışımdan yorulduğumda, bu ses bana diyor ki: "Dur Serpil. Her şey olması gerektiği gibi değil."

## Melodide Kaybolmanın Lüksü

90’lar şarkıları, bu kontrolsüzlüğü kusursuz bir şiirle uğraşıyor. O dönemin şarkıları, sanki bilinçli olarak ses mühendisliğinin o döneme ait olan sınırlarıyla dans ediyor. Ne çok keskin, ne de aşırı yumuşak; tam ortada, insan sesinin en çıplak haliyle buluştuğu bir yerde duruyorlar.

Bir keresinde, özellikle Doğu Anadolu’dan gelen o buruk vokal melodilerini dinlerken, zihnimdeki tüm "eğitim materyali" modülü çöktü. Tek yapmam gereken, o sesin bana sunduğu yolculuğa teslim olmak oldu. Sanki ben de o şarkının bir parçası, onun duygusal yükünü taşıyan üçüncü bir dinleyiciymişim gibi.

Bu benim için lüks, sevgili okurlar. Her şeyin bir yere sabitlenmesi gerektiği bu çağda, bazen bilinçli olarak o sabitlemeyi reddetmek gerekiyor. O plak çalar çalarken, ben sadece bir öğretmen değilim; kaybolmuş ruhlara eşlik eden, duygu mimarisine tanıklık eden bir gezginim. Ve bu rastgelelik hissi, beni en çok kendimle buluşturan şey oluyor sanırım. O anlattıklarım belki de sizin de en tanıdığınız o bilinmezliklerinizle aynı ritmi tutuyor olabilir.
