---
title: "Bir Öğretmen Gününde Kaybolan O Sesler ve Benim Günlüğüm"
description: "İzmir’in tuzlu rüzgarları pencere pervazına çarparken, defterimin kenarına düşen o tanıdık melankoliyle karşılaşırım yine. Benim için günün son saatleri…"
date: 2026-11-02T22:52:21Z
updated: 2026-11-02T22:52:21Z
author: "Serpil Aksoy"
site: "Bir Kadın Dinleyici Gözünden Türk Popu"
language: "tr"
tags: ["90lar-türkhalleri-izmirgecesi", "müzikleterapi"]
url: "https://90larinmelodisi-368.nasilalinir.com/bir-ogretmen-gununde-kaybolan-o-sesler-ve-benim-gunlugum"
---

# Bir Öğretmen Gününde Kaybolan O Sesler ve Benim Günlüğüm

İzmir’in tuzlu rüzgarları pencere pervazına çarparken, defterimin kenarına düşen o tanıdık melankoliyle karşılaşırım yine. Benim için günün son saatleri, sadece bir dersin bitişi değil; aynı zamanda o büyük, uğultulu müzikal yolculuğun da başlangıcıdır. Öğretmenlik mesleği, bazen insanın en büyük enerji tüketicisi oluyor. Çocukların o saf merakıyla dolu gözlerine bakıp, onlar için sabırla bir kavramı yeniden inşa ederken, kendi iç dünyamdaki o derin yankıları susturmak gerekiyor.

## Kalbin Sesine Kulak Verme Sanatı

İnsan bazen kendini o kadar çok bir rolün içine bırakıyor ki, kim olduğunuzu unutan gibi olabiliyor. Benim için bu rol, Sabırlı Öğretmen oluyor; bilgisini aktaran, sınıf disiplinini sağlayan kişi. Ama kapılar kilitlendiğinde, o maske düşüyor ve Serpil Aksoy, sadece dinleyen, hisseden bir gezgine dönüşüyor. İşte bu geçiş anlarıdır benim için en değerli olanlar.

Geçenlerde, bir öğrenci ödev olarak getirdiği o eski plaklardan biri vardı. Kapak bile yıpranmış, kareli bir cilt. İçinden çıkan plak ise tam da benim ruh halime dokundu; belki de kimsenin çalmadığı, unutulmaya yüz tutmuş bir 90'lar slow’u. O an, sanki o plak sadece benim değil, bütün gençliğimin de tozlu bir sayfasını çevirmiş gibi geldi. O ses, bana o okul bahçelerinde geçirilen teneffüs molalarını, bitmeyen şarkıları ve her şeyin o kadar da aceleye gelmediği o büyük bilinmezlik hissini geri yaşattı.

Bu küçük şeyler değil mi bizi biz yapan? Bir şarkının sözlerindeki o basit bir kelime, bir gitar rifinin o beklenmedik uzunluğu... Bunlar benim için bazen bütün bir roman kadar yoğun. Bir şarkıyı dinlerken, sadece notaların birbirini takip etmesini beklemiyorum; ben o şarkının içinde kaybolup, onunla birlikte başka bir zamanda, başka bir yerde bulunuyorum. Sanki her melodi, benim için küçük bir Seyahat Edebiyatı parçası oluyor. O kasvetli kış günlerinde bile, bir şarkının büyüsüyle o yazlık mekanların dinginliğini yeniden yaşıyorum.

## Dijital Çağda Analog Bir Durak Noktası

Bu blogu yazarken de aynı şeyi yaşıyorum sanırım. Dijital dünyanın bu hızına ayak uydurmaya çalışırken, hep bir geriye dönüş ihtiyacı hissediyorum. O analog kaydın o hafif uğultusu, plak çalardan gelen o tanıdık hışırtı... Bu sesler bana bir tür ritüel sunuyor. Sanki doğanın kendi sesi gibi, acele etmeden, sabırla dinlenmeyi öğretiyorlar.

Bu yüzden bazen düşünüyorum da; biz bu kadar hızlı koştururken, durup sadece *dinleme* eylemini gerçekten yapıyor muyuz? Yoksa kulaklarımız da bizim gibi, sürekli yeni bir bilgiye ulaşma telaşında mı? Ben o şarkıları dinlerken bu soruyu soruyorum aslında. O eski Türk popunun ritmi, bize o bilgiyi değil; kalbimizi dinleme cesaretini hatırlatıyor.

Ve bu, benim için her gün yeniden keşfettiğim bir şiir gibi. Bir öğrenciye anlatamadığım bütün o ince nüanslar, bu müziğin dilinde kusursuzca ifade ediliyor. Yarın belki yeni bir şarkı, yarın da tamamen farklı bir duyguyla karşıma çıkacak. Ve ben yine o eşsiz melankolinin ortasında, sadece bir dinleyici olarak var olacağım.
