Bir Kitap Sayfası Gibi Dönüyor Zamanın Tozu
İzmir’in o tuzlu meltemi eserken, pencereden görünen begonvillerin mor tonları üzerime çöktü yine. Böyle günler oluyor değil mi? Bazen hayat, en güzel şarkıyı dinlediğimiz anlarda bile bize kendi gerçeğimizi hatırlatıyor. Sanki o şarkı, ruhumuzun en kuytu köşelerine çalınan bir melodi gibi.
Bu bloga ilk başladığımda, amacım belliydi sanki: Birkaç melodiye dokunup, o hissi yakalamak. Ama zamanla fark ettim ki, müzik sadece bir kaçış noktası değilmiş; o aynı zamanda en keskin aynamızmış da hayatın basitliklerini, karmaşıklıklarını gözler önüne seren bir harita. Ve bu aynanın yansıttığı, bazen o en sıradan günlerimiz oluyor.
O Günlük Ritüellerin Şiirleşmesi
Öğretmenlik benim için mesleğimden çok daha fazlası. Akşamları geldiğimde, çantamdaki tozlu kitaplar, dersin yarım kalan enerjisi üzerimde olur. Ve sonra gelirim kayıtlara, eski plaklara, o cızırtılı seslere. Bir çalma takımı açıyorum da, bazen en basit bir melodi bile bütün o günün ağırlığını alıp götürüyor.
Geçenlerde, bir yandan ödev kontrolü yaparken aklıma geldi; o eski radyolardan gelen cızırtılarla büyümüş bir kuşak var ya, bizler de o sesin ritmine göre şekillenmiştik. Şimdi benim ritmim biraz değişti galiba. Telefon ekranındaki binlerce şarkı var ama ruhum, o kalın kapağı olan, sayfaları sararmış gibi duran bir albümün başında takılı kalıyor.
Bu günlük döngü, benim için aslında o büyük seyahat anlatılarının mikrokozmosu oluyor. Bir gezi romanındaki gibi uzaktaki bir şehre varmıyorum belki ama, o sabah alınan otobüsle yola çıkmanın heyecanı, ya da yalnız başına sahile ayak basmanın dinginliği; hepsi o üç dakikalık bir şarkının nakaratında yaşıyor.
Detaylarda Saklı olan Büyük Resim
Bazen en büyük felsefi çıkışlar, en küçük ayrıntılardan doğuyor. Mesela, öğle yemeğinde eşimin aceleyle bitirdiği çay bardağındaki son köpük; bazen o köpüğün dağılma hızı, hayatın kaçınılmaz döngüsü gibi geliyor kulağıma. Bir yandan da dönüp o anın güzelliğini yakalamaya çalışıyorum, onu birine anlatmaya. İşte bu çatışma hali, büyük benim için yazmak oluyor sanki.
Bu blog defteri de öyle; bazen sadece "Bugün hava çok güzeldi," yazılacak basit bir cümleyle başlıyor, ama o cümlenin içine 90'ların ruhunu, İzmir’in nemini ve gençlik hayallerinin tozunu dolduruyorum.
Biliyorum, herkesin hayatında böyle anlar vardır. Bir şey sizi çok dokunduğunda, o duygunun nedenini kelimelere dökmek zor olabilir. Ama ben buna cesaret ediyorum. Çünkü belki de bu ortak payda, hepimizin kalbinde taşıdığı o tanıdık melodi ya da o eşsiz bir sonraki sayfanın merakı. O sayfayı çevirmek, her zaman en heyecan verici kısım oluyor benim için.